PARİON ROMA TİYATROSU

Parion Tiyatrosu, kent merkezi olarak düşündüğümüz çanağın batı tarafında, Roma Hamamına çok yakın; Agora, Yamaç Hamamı ve Odeion gibi diğer yapılara çok uzak olmayan bir bölümde inşa edilmiştir. Vitruvius tiyatroların mümkün olan en sağlıklı yere inşa edilmesi gerektiğine, bunun oyunu izleyenler için çok önemli olduğuna vurgu yapmıştır. Ferrero ise tiyatro yeri ”…o kentin morfolojisi ile aralarında yakından bağlantı olan dinsel ve geleneksel etkenler göz önüne alınarak seçilirdi” demiştir. Parion Tiyatrosunun yeri konusundaki seçimin tüm etkenlerini şu an anlayamasak da, genel açıdan bakıldığında Parion Tiyatrosu, Anadolu’daki tiyatroların büyük çoğunluğu gibi arazi eğiminden yararlanılarak ve topografik özellikler düşünüldüğünde kentin en uygun yerine inşa edilmiştir.

Parion Tiyatrosundaki kazı çalışmalarına 2006 yılında Geç Dönem duvarında başlanmış, sonrasında sahne binası podyumu, proscaenium, cavea ve orkestranın bir bölümünde devam edilmiştir. Çalışmalar sonucunda tiyatro, aşağıda mimari bölümlerine ayrılarak anlatılmaya çalışılmıştır.

Cavea

Parion tiyatro caveası kent akropolünün yamacına yerleştirilmiş ve doğuya bakmaktadır. Vitruvius, Di Architectura adlı eserinde tiyatroların yapımıyla ilgili oldukça önemli bilgiler vermiş, tiyatroların cavea bölümünün güneye bakmamasına dikkat edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu ayrıntı düşünüldüğünde Parion’ da seyircilerin oyunu izlediği cavea bölümünün doğuya bakmasıyla doğru bir seçimin yapıldığı, güneşin olumsuz etkilerinden daha az etkilenildiği anlaşılmaktadır. Güneşin açısı yanında caveanın yerleştirilmesinde diğer önemli bir faktör de rüzgârdır. Özellikle deniz kentlerinde bu önemin daha da arttığı söylenebilir. Bu özellikler ışığında, Parion tiyatrosu tam karşısındaki yamaca kurulmuş olsaydı, denizden gelen nemli rüzgârlardan çok daha fazla etkilenmiş olacaktı.

Konum özellikleriyle genel bazı bilgilere ulaşabildiğimiz cavea, orkestra ile birlikte tiyatronun en az kazısı yapılan bölümlerinden biridir. Bunda cavea bölümünün yoğun tahribata uğraması yanında, oturma sıralarına ait bloklarla yapılan Geç Dönem duvarının burada çalışmaları zorlaştırması da etken olmuştur. Bu bölümde ilk çalışmalar Geç Dönem duvarı nedeniyle oluşan tahribatın anlaşılması ve in-situ durumda oturma sıralarının tespitine yönelik 2010 yılında yapılan sondaj çalışmalarıdır. Bu çalışma kapsamında caveanın üst bölümlerinde 6 sondaj çalışması yapılmış fakat bu bölümlerde tüm blokların söküldüğü tespit edilmiştir.

Cavea net olarak hesaplanamasa da toprak altında analemma duvarının bıraktığı izle yaklaşık olarak 35 x 75 m ölçülmüştür. Şimdilik caveanın en iyi korunmuş bölümü sahne binasına bakan cephe duvarıdır. Bu duvarın üzerinde grafiti tarzda yapılmış Gladiatör figürleri tespit edilmiştir. Grafitiler modern dünyada olduğu gibi dönemin tanıklığını yapan çizimlerdir. Bu grafitiler de Roma Döneminde, Parion Tiyatrosunda, Gladiatör dövüşlerinin yapıldığını göstermesi açısından büyük önem taşımaktadır. İki büyük mermer blok üzerinde işlenen 5 Gladiatör ve profilden verilen bir yüz bu grafitilerin en önemlileridir. Gladiatörler 16- 17 cm arası değişen bir yüksekliğe sahiptir. Yüz ise 8 cm genişliğinde, 17 cm yüksekliğindedir. Üstte bulunan Gladiatörler birbirinden bağımsızdır, biri miğferli, omuzluklu ve elinde kısa bir kılıç tutan muhtemelen Murmillo tipinde Gladiatör, diğeri ise çıplak bir erkek figürüdür. Alttaki blokta figürler daha ayrıntılı işlenmiştir. Burada Thraex tipinde iki Gladiatör bir Murmillo ile savaşmak üzeredir. Murmillo’ nun sonradan tahrip edildiği görülmektedir. Bu Gladiatörler’ in yanında profilden verilen yüz de bu mücadeleye tanıklık etmektedir. Bunlar dışında yarım bırakılmış ya da anlaşılmayan grafitiler de görülmektedir. Bu figürler bize, Parion’ da, Başaran’ın belirttiği gibi “Roma Çağı’nda faaliyette bulunan bir amphitiyatronun olabileceğini ya da gladyatör oyunları için düzenlenmiş bir tiyatronun varlığını açıkça ortaya koymaktadır”.

2015 yılı çalışmalarında caveanın oldukça tahrip edildiği, muhtemel proedrianın moloz taşlar ve devşirme bloklar kullanılarak oluşturulmuş bir duvar ile değiştirilmiş olduğu anlaşılmıştır. Bu duvarın 4.15 m batıya devam ettikten sonra 67 cm’lik bir girişle kuzeye yöneldiği görülmüştür. Bu duvarların planı ve işçiliği farklı dönemlerde caveada Gladiatör oyunları için yapılmış değişiklikler olduğunu düşündürmektedir. Gelecek sezonlarda yapılacak çalışmalar caveadaki bu değişikliklerin nedenini daha net anlamamızı sağlayacaktır.

Orkestra

2015 yılında ilk kez orkestrada çalışma yapılmış ve orkestranın çok az bölümü açığa çıkartılmıştır. Maalesef çalışmalarda orkestra zemininin çok yoğun şekilde tahrip edildiği görülmüştür. Orkestradaki devam eden çalışmalarda proscaenium duvarı önünde 40 cm genişliğinde üç tarafında mermer plakaların bulunduğu rigol (kanal) açığa çıkartılmıştır. Kanalın şimdilik 6.80 m uzunluğundaki bir bölümü kazılmıştır. Bu kanal kuzeyde 1.80 m uzunluğunda harçlı zemin altına yerleştirilen künk ile birleştirilip hyposcaeniumda devam eden taş kanala bağlanmıştır.

Proscaenium

Bu bölüm içinde ilk değerlendireceğimiz mimari öğe sahne binasına paralel olarak devam eden proscaenium duvarıdır. İlk kez 2010 yılı çalışmalarında açığa çıkartılan; ancak mimari özellikler ile bazı soru işaretleri uyandıran, bunun yanında bulunduğu yer düşünülerek işleviyle ilgili sadece tahmin yürütülen bu duvar, 2014 yılı kazı çalışmaları sonucunda tamamen işlevini ortaya koymuştur. Bu duvar sahne binasının önüne yerleştirilmiş ve üzerine sahne binası ile bağlantılı platform(pulpitum) yerleştirilerek sahne oluşturulmuştur. Moloz taşlardan yapılan bu duvarın genişliği 66 cm, açığa çıkartılan uzunluğu ise 27 m’ dir. Yaklaşık 2. 25 m yüksekliğinde olması gereken bu bölüm, Geç Dönem duvar etkisiyle merkeze doğru oldukça tahrip olmuş, bazı bölümlerde korunan yüksekliği 63 cm’ ye kadar düşmüştür. Proscaenium duvarı buna bağlı olarak da sahne yüksekliği tüm tiyatrolarda değişiklik göstermektedir. Vitruvius sahne yüksekliğinin 5 ayak ölçüsünden (1.47 m) daha fazla olmaması gerektiğini belirtmiş, Sear da bu standartların daha çok Augustus Döneminde ve özellikle de batıda bulunan tiyatrolarda yakalandığını; Yunanistan, Anadolu ve Levant Bölgesindeki bazı tiyatrolarda bu ölçüden uzaklaşıldığını söylemiştir. Proscaenium duvarı, doğusundaki sahne binasında bulunan geçişlerle aynı doğrultuda 3 geçişe sahiptir. Bu da bize sahne binasıyla orkestra arasında direk kurulmak istenen bağı göstermektedir. Geçişlerin genişliği merkezde 1.45 m, kuzeyde 1.70 m, güneydeki ise 1.40 m dir. 2014 kazı sezonunda Geç Dönem duvarın oturduğu toprak bölümün kayması sonucu kuzey girişe yakın kazı çalışması yapılmış ve in-situ durumda bir sütun altlığı bulunmuştur. Bu sütun altlığının bulunması ile moloz taştan yapılan duvarın işlevi de anlaşılmış ve proscaeniumun sınırları belirlenmiştir. Bu bölümde güneye doğru devam eden çalışmalarda 2 sütun altlığı izi, merkez girişin yanında in-situ bir sütun altlığı ve kapının diğer tarafında bir altlık izi daha bulunmuştur. Proscaenium duvarının kuzey kesimde, merdivenlerle pulpituma(sahneye) çıkılan bir uygulamanın yapıldığı görülmektedir. Merdivenlerin yükseldiği bölümden sonra proscaenium duvarı ve onun 1.60 m paraleline yerleştirilen duvarla kapalı bir mekân oluşturulmuştur. Bu ikinci duvarın güneyinde de cavez başlamaktadır.

Proscaenium duvarı moloz taşlardan yapılmış bir duvardır. Bunun yanında çok azı korunmuş olan mermer plakalar, bu duvarların Romanın estetik anlayışına uygun olarak kaplandığını bize göstermektedir. 66 cm genişliğindeki bu moloz taş duvarın seyirciler tarafından görünen ve sütunlarla da hareketlendirilen batı cephesinde, 5-7 cm harç ve onların üzerinde de 1.7-2 cm’lik mermer plakalar uygulanmıştır. Sütunlar ve mermer kaplama uygulanan bu bölüm en üstte tiyatro için çok özel bir uygulama ile son bulmaktadır. 2014 yılı çalışmalarında proscaenium duvarı önünde ele geçen 3 blok, sütunların üzerine gelerek bu cepheyi tamamlamıştır. Yaklaşık 230x83/86x41/43cm ölçülerinde, üst bölümünde geison, altında fascia uygulanan bu bloklar üzerinde, Parion ve tiyatro için çok önemli bir yazıt işlenmiştir. Kitabımızın yazıtlar bölümünde ayrıntılı bir şekilde değerlendirilen bu bloklar üzerinde :“Sadık mutlu Antoninus kolonisi Iulia Hadriana Pariana’da oyunlar için Euhelpistus tüm süsleriyle birlikte kendi imkânlarıyla yaptırdı” yazmaktadır. Bu da tiyatronun M.S. 2. yüzyıl 2. yarısı- M.S. 3. yüzyıl başlarına tarihlenen ikinci evresini belgelemektedir.

Ayrıntılı olarak değerlendirdiğimiz proscaenium duvarını diğer tiyatrolarla karşılaştırdığımızda, bu bölümün genelde nişler şeklinde düzenlendiği ve geçişlerin olmadığı görülmektedir. Parion tiyatrosunda ise bu bölüm 8 sütun, üzerindeki yazıtlı bloklar, geçişler ve pulpituma çıkışı sağlayan merdivenlerle oluşturulmuştur. Parion tiyatrosu, farklı özellikler barındıran bu görünümüyle, antik tiyatro mimarisi konusunda yeni bilgiler vermesi açısından önemli bir yere sahiptir.

Proscaeniumun parçası olarak değerlendirebileceğimiz diğer bir bölüm olan pulpitum, sahne binası ile proscaenium duvarı arasında yer almaktadır. Sahne binasına kadar olan derinliği yaklaşık 5 m, proscaenium duvarı üstüne gelen en geniş bölümü 33 m,  yüksekliği ise 2.25 m’dir. Pulpitum bölümü genelde ahşaptan yapılmaktadır. Bununla birlikte Parion’ da, bir kısmı sütunlarla yükseltilen pulpitumun(sahnenin) en azından yarısının kesme taş plakalarla oluşturulduğu kazı çalışmaları sonucunda anlaşılmıştır. Parion tiyatrosunda pulpitumun en iyi korunduğu yer güney bölümüdür. Burada kuzeye göre farklı bir uygulama göze çarpmaktadır. Hava fotoğrafında 4 numara ile gösterilen duvarın sahne binasının güney girişinin hemen yanından proscaenium duvarına doğru dik bir şekilde yapılmış olduğu görülmektedir. Sahne binası planına bakıldığında bu duvarın hemen karşısında kemerli bir bölümün caveaya doğru çıkıntı yaptığı anlaşılmaktadır. Çok azı açığa çıkartılsa da orijinalinde aynı mimari uygulamanın simetrik olarak 4 numaralı duvarın arkasında da olduğu görülmektedir. Dönemi konusunda kesin bir sonuca varamadığımız bu duvarın bir onarım evresi olduğu ve kemerli bölüm kapatılarak pulpitum için ince mermer plakalarla kaplı yüksek bir zemin oluşturduğu düşünülebilir.

Tiyatroda iyi korunan bölümlerden biri de pulpitum(sahne) altına denk gelen, hyposcaenium bölümüdür. Bu bölümde pulpitumu taşıyan sütunlar ve iki kanal ele geçirilmiştir. Burada bulunan sütunların ölçülerinde belli bir standart olmayıp, kimi sütunun alt tamburuna, kimi ise üst tamburuna aittir. Sütunların altına kareye yakın yeşil sabun taşından basit altlıklar yerleştirilmiştir. Kuzeyde kemerli bölüme yakın sütun dizisi bozulmuş, sütunların sayısı çoğaltılmıştır. Burada diğerlerinden farklı olarak birinin üzerinde duran Dor başlığı tespit edilmiştir. Başlangıçta bu sütunların akropol alanında başka bir yapıdan getirilmiş olabileceği düşünülmüş; bununla birlikte çalışmalar ilerledikçe tiyatronun ilk yapım evresiyle olan ilişkisi üzerinde de durulmaya başlanmıştır. Bu yeni görüşün ortaya çıkmasında yapıda dönem farklılığı düşündüren uygulamaların artması yanında, aynı cins mermer ve işçiliğe sahip Flaviuslar dönemi yazıtlı sütunu ve yine aynı döneme ait başka yazıtların bulunması da etken olmuştur.

Hyposcaeniumda ele geçen diğer önemli bulgular kanallardır. Kanallardan biri devşirme taşlar kullanılarak yapılmış olan atık su ya da tahliye kanalıdır. Bu kanal proscaenium duvarının altından hyposcaenium bölümüne geçirilmiş ve sahne binası podyumunun altındaki merkez kanala bağlanmıştır. Kanalın orkestrada devam eden bölümünün ise oldukça tahrip olduğu görülmüştür. Pişmiş toprak künklerden yapılmış diğer kanal, proscaenium duvarı arkasına paralel olarak yerleştirilmiş, bir bölümü de dikey şekilde duvara birleştirilmiştir.  Kanalın güneyde 4 numaralı duvar tarafından tahrip edildiği görülmektedir. Künkler ve taş kanal bize tiyatroda normal seyirlerden ziyade kolymbethra gösterileri(su gösterileri) ile ilgili bir düzenlemenin yapılmış olabileceğini düşündürmektedir. Kanalların kullanımıyla ilgili bilgi vermese de bu uygulamanın popüler olduğu M.S. 4. yüzyılda Parion tiyatrosunun kullanıldığını ve bu kanalların o dönemde var olduğunu, hyposcaenium zemin seviyesinde ele geçen çok sayıda sikke yardımıyla bilmekteyiz. Bunun yanında taş kanalın yapımında muhtemelen ikinci evreye ait Silen maskı kabartmasının kullanılması bize M.S. 3. yüzyıl sonrasında bazı değişiklikler yapıldığını göstermektedir. Sonuç olarak ipuçları yanında soru işaretleri de barındıran bu değişiklikler, özellikle orkestranın daha fazla kazılmasıyla netlik kazanacaktır.

 

Sahne Binası

  • Scaenae Frons

Tiyatro çalışmalarının çok erken dönemlerinden itibaren scaenae fronsu taşıyan podyum bölümünün kazısı devam etmektedir. 17x42 m’ lik bir alana oturtulan bu podyum bölümü iki yanında aşağıda açıklanan versurae bölümlerinden ve ortada aralarında geçişlerin bulunduğu iki dikdörtgen bölümden oluşmaktadır. Bu dikdörtgen bölümlerin boyutları kuzeyde 3.90x 7.88 m. güneyde 3.90x 7.93 m’ dir.Bu iki dikdörtgen bölümün tam ortasında bulunan merkez geçişin genişliği 1.60 m, yanlarda bulunan küçük geçişlerin genişliği ise 1.20 m’ dir. Merkez kapının zemini kesme taşlarla yapılmıştır ve zeminin altında kanal bulunmaktadır. Bu podyumların yapımında rüstik bosajlı ve düz kesme taş bloklar kullanılmıştır. Özellikle rüstik bosajlı taşların işçiliği oldukça gösterişli ve etkileyicidir.

Scaenae frons podyumunun kuzeyinde ve güneyinde birbirine simetrik olarak düzenlenmiş, caveaya doğru çıkıntı yapan versurae olarak adlandırılabileceğimiz bölümler bulunmaktadır. Güneyde, 4 numaralı duvar nedeniyle bu bölüm kapatılsa da kuzey bölüm tamamen korunmuştur. Bu bölümde bulunan 3 girişin birbirinden farklı mimariye sahip oldukları görülmektedir. Kuzey girişin cephesinde oluşturulan kemer yatay ancak içte eğim verilerek tek mermer bloktan oluşturulmuştur.   Bu girişin altına eklenen kapı eşiği ve taş yüzeyine yapılan uygulamalar, bu bölümün kapalı olduğunu göstermektedir. Burada yer alan eşiğin hemen güneyinde ise bir kanal tespit edilmiştir. Versurae bölümünün içinde doğu oda ile bağlantılı giriş diğer bölümlerden farklı olarak kemerli değil düz bir kesme taş ile kapatılmıştır. Bu girişin bağlandığı oda tam bir simetriye sahip değildir. Bu odanın doğusunda bir giriş daha olduğu büyük ihtimalle plan değişikliği nedeniyle kapatıldığı görülmektedir. Versuraenin hyposcaeniuma bakan bölümü yine kemerli ancak birbirine paralel 7 dikey taştan oluşturulmuştur. Parion tiyatrosunda farklı mimari teknikler kullanılarak oluşturulmuş versurae, hem kapalı bir oda, hem de bir geçiş olarak kullanılmıştır.

Scaenae Frons bölümünün podyum dışındaki en önemli parçalarından biri 2013 yılı çalışmalarında bulunmuştur. Kemerli versurae bölümünün üzerinde, tiyatronun üst yapısına ait ilk in-situ kalıntılara rastlanmıştır. İkisi önde biri arkada bulunan postamentler arasına parapetler yerleştirilmiştir. Ön cephede var olan iki postament yanında, podyumun üzerinde korunan postament izleri, versuraeyı da içine alan podyum üzerine kaç postament geldiğini ve ölçülerini kesin olarak göstermektedir. Kesin olan bu bölümler yanında 5 numaralı podyumda bir kısmı görülebilen izler bize bazı ipuçları sağlamaktadır. Bulunan bu bloklar ve izler sayesinde yapının ilk katının yüksek postamentler üzerine oturtulduğu anlaşılmış ve bazı denemeler yapılabilmiştir.

Scaenae Fronsa ait yukarıda açıklanan in-situ kalıntıların yanında kazı çalışmalarında çok sayıda üst yapı elemanı açığa çıkartılmıştır. Bunlar kabartmalı friz blokları, farklı şekillerde işlenmiş sütunlar, sütun altlıkları, sütun başlıkları,  plasterler, tavan kasetleri, korniş blokları,  kesme taş bloklar ve arşitrav bloklarıdır. Tüm bu mimari elemanlar tiyatronun üst yapısı, işçiliği ve tarihi konusunda önemli bilgiler vermektedir.  Bahsedilen mimari kalıntılar içinde en önemlileri şüphesiz kabartmalı alınlığa ait olan parçalardır. İlk kez 2008 yılı çalışmalarında postscaeniumun bölümünde bulunmuşlardır. Devam eden çalışmalarda bir köşe parçası dışında tüm parçaları ele geçmiştir. Mimari açıdan benzer örneklerini başka yapılarda da görebildiğimiz bu uygulama Barok Mimarinin cephe unsurlarında biri olan “kırık alınlık” olarak adlandırılmaktadır. Bu özel mimari anlayışın yanında alınlığın en önemli özelliği üzerinde bulunan kabartmalardır. Kabartmalarda örneklerini daha çok lahitler ve seramikler üzerinde gördüğümüz, bunun yanında Hieropolis tiyatrosunda da işlenmiş bir sahnenin, Persephone’nin Hades tarafından kaçırılması sahnesinin işlendiği anlaşılmaktadır. Bu parçaların bir araya getirilmesiyle oluşan büyük merkez alınlığın yanında, kabartmalı ve bitkisel bezemeli 3 alınlık, kazı çalışmaları sonucunda gün yüzüne çıkarılmıştır. Tüm bu kabartmalı alınlıklar, kırık olarak ele geçen alınlık parçaları, ayrıca kazı çalışmaları sonucunda bulunan çok sayıda mimari blok, tiyatro sahne binasının en azından iki katlı olduğunu bize göstermektedir.

 

  • Postscaenium

Podyum ve doğudaki dış duvar arasında kalan ve oyuncuların kulisi olarak kullanılan postscaenium, birbiri ile bağlantılı üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler, podyumun ve dış duvarın cephesinde de kullanılan yeşil sabun taşından yapılmış payandalarla birbirinden ayrılmaktadır. Merkez ve güneydeki bölüme daha sonradan kapatılan ve tiyatro dışından geçişi sağlayan girişler eklenirken kuzeyde geçiş, bölüme eklenen farklı bir giriş ile sağlanmıştır. Bu bölümde, güneydeki gibi bir duvar yerine giriş eklenmesi, postscaenium bölümünün simetrisini bozmuştur.

            Mimari bölümleri, in-situ ya da bağımsız olarak bulunan mimari kalıntıları yoluyla anlattığımız Parion Roma Tiyatrosu, farklı dönemdeki değişikliklerle uzun süre kullanılmıştır. Geçirdiği bu değişimlerdeki izler bize tiyatronun yapım evreleri hakkında yorum yapma şansı sağlamıştır. Sahne binası bölümünde podyum bölümünün gösterişli bloklarla yapıldığından söz edilmişti. Bu bloklar oldukça güçlü bir etki yaratan ve podyumun büyük bölümüne uygulanan rüstik bosajlı bloklardır. Bu rüstik bosajlı blokların üstüne bir anda farklı tarzda düz yüzeyli taşların yerleştirilmiş olduğu görülmektedir. Bu değişimi podyumun kemerli bölümü ile bağlanan duvarlarında da görmek mümkündür. Bu ayrıntılar yanında bu değişimlere başka açılardan baktığımızda, yapının seyirci tarafından görülemeyecek farklı bölümlerinde daha kalitesiz taşların kullanıldığı anlaşılmıştır. Örnek olarak, tiyatronun en dış bölümde postscaeniuma bakan cephede yeşil sabun taşı kullanılırken, tiyatronun dış cephesi olan bölümde mermer bloklar kullanılmıştır. Podyum bölümünde de cavea tarafında mermer bloklar kullanılırken, postscaeniuma bakan cephede yeşil sabun taşı blokların da kullanıldığı görülmüştür. Podyum bölümü tümüyle taşıyıcı olarak düzenlendiyse ve ilk evreden itibaren proscaenium duvarı tarafından kapatılıyorsa bu bölümde gösterişli blokları neden kullandıkları sorusu ortaya çıkmaktadır. Bu soruya zaman içinde daha kesin cevap vermek mümkün olacaktır. Bunun yanında bu blokların Flaviuslar dönemine tarihlenen ilk evrede rüstik boşajlı yapılmış olma ihtimali ve cephelerinin de görünüyor olması mümkündür. Daha sonra yapı yazıtlarla belgelendiği gibi M.S. 2. yüzyıl 2. yarısı- M.S. 3. yüzyıl başları arasında yenilenmiştir. Bu dönemde muhtemelen ilk evreye ait sütunlar kullanılarak hyposcaenium bölümü, moloz taşlar kullanılarak proscaenium duvarı ve rüstik bosajlı duvarların yanına eklenen düz yüzeyli taş bloklarla yeni bölümler yapılmıştır. Anadolu’ da, tiyatroların genelinde farklı dönemlerde yapılan benzer onarımlar ve kapsamlı değişimler söz konusudur. Bunlar bazen deprem gibi felaketlerden, bazen de Ferrero’ nun belirttiği gibi değişen beğenilerden kaynaklanmaktadır. Daha kesin verilere ulaşmadan mimari evrelerdeki değişim için net bir şey söylemek mümkün olmasa da, Flaviuslar dönemi sonrası tiyatronun büyüyen kentin ihtiyaçlarına yönelik yenilenmiş olması en mantıklı görünen nedendir. Yapının yenilendiği ikinci evreden sonra en azından M.S. 4. yüzyıl ortalarına kadar kullanıldığını zemin seviyesinde ele geçen seramikler ve çok sayıdaki sikke yardımıyla anlaşılmaktadır. Bu dönem sonrası büyük ihtimalle Hıristiyanlığın da etkisiyle tiyatroya olan bakışın değişmesi, yapının tiyatro olarak kullanımının son bulmasına neden olmuş olabilir.  İşlevini yitiren tiyatronun M.S. 5. yüzyıl sonrasında çöplüğe dönüştüğü, bu sürecin M.S. 7. yüzyıla kadar devam ettiği kazı çalışmaları sırasında tespit edilmiştir. Bu dönem sonrasında tiyatrodaki en büyük değişim Geç Dönem duvarı nedeniyle olmuştur. Geç Dönem duvarı için net bir veri olmasa da kentte diğer yapıların da M.S. 5. yüzyıl başlarıyla birlikte insan eliyle tahrip olduğu, bloklarının taşındığı ve M.S. 7. yüzyıla kadar çöplük haline geldikleri görülmüştür. Bu dönem sonrasında tiyatronun bazı bölümlerinin sökülüp bu duvarda kullanılmış olması mümkündür. Yapının son evresi Geç Dönem duvarına ya da yapının farklı bölümlerine dikey bir şekilde yerleştirilen, devşirme ya da moloz taşlarla yapılmış, bulunan seramikler ve sikkeler yardımıyla 10-12. yüzyıla tarihlenebilecek duvarlardır.

Parion kentinin dokümantasyonunda ve mimari belgelerle ortaya konulmasında emeği geçen mimar Ömer Öztürk’e ve kazının ilk başladığı dönemden itibaren kazımızda gönüllü mimarlık yapan Mimar Feyyaz Çiçek’ e teşekkürlerimizi sunarız.